http://www.facebook.com/mkalgay
http://pinterest.com/mugen/
http://www.facebook.com/mkalgay
http://pinterest.com/mugen/
Şu da not düşülsün, askerde In the Name of the Father izletmiştim topluca çocuklara; bittiğinde nasıl bulduklarını sordum: "En baştaki patlamadan sonra hiç aksiyon yoktu, sıkıldık" dediler. Geçenlerde Azeri TV'sinde Steven Seagal filmi görünce "yıllarca video kültüründen gelen tek tip filmleri oynatan tv kanalları mı bu şablonu yaratıyor?" diye düşündüm. Aynı grup Slumdog Millionaire'ye ise bayılmıştı. Onda da arabesk kültürün etkisi vardır tabii, tezi çürütmüyor, aksine destekliyor. Lakin dar yelpazeye ne verirsen alır ve eleştirisinin özü kibirden uzaktır, maskesiz ve samimidir. Her değneğin iki ucu var, insanlar bunu unutur; "daha" tehlikeli olan, "oldum" zanneden, "dunning-kruger effect" ile tanımlayabileceğimiz, temeli boş, cilası çok, etiğine kadar çamura bulanmış tipler. Onlar edindiklerinin üstüne bir şey katmazlar. Diğer sanatları bilemiyorum ama, dünya genelinde sinema yazan, takip eden, "gerisini göz ardı edip bir noktadan sonra sinemateğini besleyen" insanların %90'ı böyle. Gözünü kapatıp filmlere daldığında sinema büyülü bir dünya. Gözünü açıp da etrafa kulak kabarttığında ise, söz konusu sanatın öznesi insan türünü yok edesin geliyor. Yakın bir kıyamette şu sözlerim olayın faili olarak beni hedef gösterecektir, yaşasın Ragnarok!
valla dar yelpaze geniş vizyon falan dinlemeyebiliyor bünyeler bazen, aralarda çok canım çekiyor b tipi uzakdoğu filmleri veya oturup tv8 de sittin senelik bir steven seagal filmine kilitlenip kalmıyor değilim ara sıra:D itiraf köşesi yaptım biraz böylece ama olsun, evet yapıyorum bunları.. hangimizin adi aksiyon çekmiyor aralarda canı, hangimiz bazen bi john woo güvercini bi wong kar wai slow motion ı aramıyor, sorarım sana:) neyse konudan uzaklaşmaya başlıyorum yine, kısa keseceğim..
WD ile ilk maceram, tüm müzik arşivimi döküp klasörlediğim ilk haricinin uçmasıyla sonuçlandı, 3 yıl kadar önce "8 milyara açarız" cevabını aldıktan sonra daha dikkatli davranmaya başladım. müzikler cdlerde kalmakla beraber, sonraki 3 wd'ye filmleri depoladım, yer azlığı haricinde bir problem yok şimdilik. Yazıcıoğlu'nu ve barındırdıklarını biliyorum elbette:) daha bu akşam parallax view çektim, sonra içinde warren beatty'i görüp sildim. Gecede 20 mb çektiğimiz zamanlar nerede şimdi, hey gidi... The Killing'i duydum, bir ara siftahlayacağım; Nikita ve Arrow ile idare ediyorum şimdi, Hannibal ve Bates Motel'den de umutluyum. TV bölümü çoğu benzer sitede yok, oysa ki filmlerden daha çok zaman alıyor, bir şekilde karşılık bulsa güzel olurdu. Anime bağımlılık sanıyorum, dışarıdan bana öyle gözüküyor:) Burada vereceğin emeğin dışarıdaki karşılığı katbekat fazla olurdu evet, değmiyor da, ama burada yaşamaya mecbursak ve doldurulacak boşluklar varsa, bir şekilde denemekten vazgeçmemeli. Ben web ortamından soğudum, yazılı külliyata geçmek için ilk adımı atmak adına ilk kitabımı bitirdim, sonrası ne getirecek bekleme sürecindeyim. İzmir'de yeniyim, yavaş yavaş öğreniyorum semtleri, İstanbul'un Anadolu yakasına benzetiyorum burayı yaşanırlık açısından. Yine de iki ayağımı birden atmış sayılmam, ortada duruyorum gidişata göre. Söylenecek çok şey var ülkeye ve sanata bakıştaki/söylemdeki çifte standarta, iki yüzlülüğe dair ya, yazıya dökmeye bile değmez. Sen de biliyorsun söyleyeceklerimi. Daldan dala atlayıp doğaçlama yapmaktan memnunum ben, "no worries" diyeyim de, "ben 6 yaşımdan beri yabancı dil konuşuyorum ulan" ekolüne selam durayım:)
Hannibal'in ilk bölümüyle Bates Motel'in üçüncüsü sarmadı beni. Arrow konusunda haklı olabilirsin, hep kadınlara ekmek çıkacak değil ya; zamanında Kevin Costner filmde çıplak göründüğü için kadın Akademi üyelerinin oylarıyla Oscar kazandı geyiği ayyuka çıkmıştı, dokunamadığı ciğere Oscar veren zümre olarak tarihe geçmişlerdir teyzeler:)
Sektörün içinden duyduğum yorumlar da hep o şekilde. Günahları boynuna, Arrow'u o yüzden es geçsen bile Nikita'yı bir denemelisin bence. Ergen karakterlerin yokluğu ve ana karakter bolluğu sık rastlanır bir şey değil tv dizilerinde, öyle 24vari bir aksiyon da değil. Entrikalar üzerine ilerliyor, 3. sezonda ve bayağı keyifli...
demek ki bunu tahmin edebilmek için sektörden olmaya gerek pek yokmuş:) nikita dan emin değilim, biraz dar görüşlü olabiliyorum diziler konusunda bazen.. ilk seferde ısınamadıysam ikinci bir sefer olmuyor. bazı insanlarla daha ilk dakikada anlaşamayacağını anlarsın ya hani, aynen öyle bir durum.. entrika manyağı da değilim, jack bauer ın işkence yapmasını izlemeyi onlarca kat daha fazla tercih ederim:) ayrıca şunu da belirtmeliyim ki kiefer sutherland benim ilk aşkımdır celebrity bazında, taa ilkokuldayken flatliners izlemiş bir çocuğum ben, sonra da olaylar gelişti zaten:D
Flatliners zamanında Julia Roberts ile flört ettiğini miden kaldırıyorduysa güzel:) C.Slater ve Matt Damon sonrası Winona'dan soğumuştum ben (bir de Soul Asylum solisti vardı), sanki hayranı değil de kızına adam beğenmeyen babası gibi:) Nikita'nın evvelki dizisini de sevmiştim ben. Bridget Fonda'lı US filmini de. bir tek orijinal Fransız olanı sevmiyorum, ilginçtir. Çok çiğ geliyor. 24'ün de tüm sezonlarını izledim bu arada, itirafımdır.
ilkokul çağındaydım hatırlatırım:) 24ün her bölümünü ben de izledim ayrıca.. ve daha nicelerini:) esas o değil de gelmiş geçmiş en büyük hayal kırıklığına uğratan dizi lost'tur benim için.. halbuki ne philadelphia deneyi tadında teorilerim vardı ahh.... sixth sense yavşaklığına çevirmek bütün diziyi tek bölümde, affedilemez bir davranıştır, ayıptır terbiyesizliktir benim için, jj abrams ı görsem bir fiske suratına vurmak isterim sırf bu yüzden..
"mutluluk varılacak yer değil, yolculuğun kendisidir" lafını düstur edinmiş adam, ötesi yok. 2 ve 4. sezonlar özellikle çok iyiydi. Prison Break ilk sezon da çok sağlamdı, genelinde olduğu gibi, sonrasında çöpe sardı. O değil de, Simpsonların neden Sideshow Bob'u 5 yılda bir ancak kullandıklarına anlam veremiyorum ben. Sadece o bölümleri izliyorum zira, birkaç ayda bir kontrol ediyorum imdb'den, cameo harici tık yok. Abrams hem Star Wars u hem Star Trek'i aldı ya, bu piyasa hakikaten bitmiş. X-Men'in yeni macerasından çok umutluyum.
"Wolverine and the X-Men" çok sağlam animasyon seri idi bu arada, tek sezon. İlgi dahiline giriyorsa. X-Men: Evolution da son sezonuyla Judas Priest albümleri gibi yükselişe geçmişti ki, sona erdi. Boş zamanda tavsiyedir.
Ben kısayolları kategorilere ayırdım, kendi içlerinde şiştikleriyle kalıyorlar. Kaderlerine terk ettim. Zaten çoğu bir süre sonra yayın hayatını sonlandırmış oluyor. Arşiv olsun diye bir ara cd'lere çekiyordum multimedyayı da filmler gibi, bu sefer de neyin hangi cd'de olduğunu hatırlayamayıp, gerektiğinde yeniden indirmek zorunda kalıyorsun. Bu yıla kadar yarıda bıraktığım film hiç olmamıştı, Colonel Blimp, Andrei Rublev, Kes gibi filmleri diğer başkalarıyla ikame etmek üzere geçmişte bıraktım. 9,5 ayda 1500 kadar film izledim geçen yıl, tekrar izlenenlerle beraber; durunca da ha deyince dönülmüyor. Dizilerdeyim bu ara, süreçte depoladığım. "Telaffuz edemediği için bildiği sanatçının adını anamayan insan" sendromuna ben de çokça tutuldum, bildiklerinin tümünün çöpe gittiğini hissediyorsun o an:) Neyse ki araya Lenırd Skenırd muhabbeti sokup durum toparlanıyor:) Kendine iş arıyorsan sinemasal anlamda doldurulacak çok boş alan var, profesyonel web tasarım ve tanıtım imkanı bulabilirsen, rahatlıkla eşlik ederim:)
O uzun aramalar boyunca, mouse kullanmadan iki tıkla gizli servise sızan hacker karakterleri misali, sistemli çalışır, sonuca ulaşırsın da; bir tıkla kısayol yapmak insanın aklına gelmez. Oysa ki binlerce gereksiz kısayol çoktan arşivlenmiştir, bir fazlası göz mü çıkaracak? Filmlerin huzurlu kılma süresi üzerine bir teori kurmalı diye düşünüyorum son zamanlarda, zira sayı artıp yelpaze genişledikçe beklenti de artıyor ve dahasını istiyor bünye; bir de "filmden bir cacık olmayacağının ama yarıda bırakmak için de geç olduğunun anlaşıldığı süre". Zaman durur, üstümüze izafiyet, o arafta ne acılar çekersin, çıta okyanusun dibini boyladığından sonraki gelecek film şaheser gibi gözükür gözüne. İlk 15 dakikada sarmamışsa ilk kopmalar başlıyor, bir saate doğru da o işkence anları boy gösteriyor son deneyimlerime göre. Uzak Doğu ile henüz o denli samimiyetimiz olmadı, Kon ve Miyazaki filmografisine aşinayım fakat özellikle bizdeki Kore bağımlılığı, popülere olan uzak duruşla, soğuttu istemeden o sinemaya karşı. Reha Yurdakul kod adlı Taylandlı yönetmenimizi ben de telaffuz edemiyorum, İzlanda'daki yanardağı da anımsatıyor ki hiç girmeyelim. Ülkene, dünyaya ve içinde bulunduğun döneme şöyle bir uzaktan bakınca, "huzur", etrafını Ozan Orhon tabakası kaplamış şekilde, ulaşılmaz gözüküyor. Tabii, kendini Alpler'e vurup, her şeyden uzaklaşma şansın yoksa. "Maddenin ruh hali" üzerine bir kitap yazıp parayı kırmak da işten değil. Şeytana pabucunu ters giydirmekten şeytanın bacağını kırmaya varan noktaya nasıl gelindiğinin kayıp günceleri, pek çok kişinin dikkatini çekecek ve birilerinin huzurunu kaçırırken, yazarına iç huzuru kazandıracaktır:)
about 1 month ago
4 months ago