• 7 Gün Ücretsiz Dene
  • Şimdi Gösterimde
  • MUBI GO
  • Hediye MUBI
  • Film Veritabanı
  • Notebook
  • Notebook Magazine
  • MUBI Editions
  • SHOP
  • Hakkında
  • İzleme Yolları
  • Öğrenciler
  • İş Fırsatları
  • Koşullar & Gizlilik

programnotes

Yazılar: Blossoms Shanghai

Hayatta yaşadığım her şey beni bu noktaya vardırdı: Wong Kar Wai ile Blossoms Shanghai Üzerine

Phuong Le

Wong Kar Wai’nin en yeni incisi Blossoms Shanghai, entrika, aşk ve rekabet dolu dünyasıyla seyirciyi etkisi altına alıyor. Bu nefes kesici dizinin gösterime girişi vesilesiyle yaptığımız bu özel röportajda efsanevi yönetmen, 1990’lar Şanghay’ına dair katmanlı vizyonunu tüm detaylarıyla paylaşıyor.
Son sinema filminin üzerinden on yıldan fazla geçmiş olsa da neon ışıkları Wong Kar Wai’nin nevi şahsına münhasır sinema evrenini aydınlatmak için bir kez daha parlıyor. Ünlü auteur, ilk dizisi Blossoms Shanghai (2023) ile eşsiz sinema dilinin tüm güzelliklerini ve inceliklerini bu sefer bölümler halinde akan bir anlatıya yediriyor. Jin Yucheng’in ödüllü romanından uyarlanan dizi, 1990’larda Şanghay’da acımasız borsa dünyasını ince zekası ve karşı konulmaz cazibesiyle fetheden Bay Bao’nun hikayesini anlatıyor. Sadece bir adamın değil, aynı zamanda bir neslin ve şehrin çarpıcı dönüşümü ekrana gelirken, Şanghay’ın finans ve moda dünyasının dinamosu haline gelişi de gözler önüne seriliyor.

Şehrin simgelerinden, dillere destan Huanghe Caddesi de tüm görkemiyle yeniden inşa edilmiş. Hem iş toplantılarının hem de gönül işlerinin yürütüldüğü sayısız restoranın görkemli tabelalarıyla aydınlanan bu cadde, hayaller ve hüsranlar, zaferler ve başarısızlıklarla döşeli. Dizinin Çin’de yakaladığı büyük başarının ardından insanlar buranın cazibesini gözleriyle görmek için Huanghe’ye akın etti. İşte Wong’un görsel üslubunun büyüsü tam da burada: Anılar ete kemiğe bürünerek duyulara dokunacak kadar kanlı canlı hale geliyor.

Blossoms Shanghai, kariyerine pembe dizi senaryolarının yazıldığı odalarda başlayan yönetmen için adeta bir döngüyü tamamlıyor. Pek çok açıdan yuvaya dönüş bu. Wong sadece memleketi Şanghay’a değil, ayrıca külliyatına hayat veren temalara da dönüyor. 30 bölümde de alametifarikalarının izlerine rastlamak mümkün. Dönemin detayları konusundaki müthiş titizliği ve kendisinde aşina olduğumuz step-printing (kare tekrarı) tekniği, Wong’un zamanın akışına duyduğu derin ilgiyi ekrana yansıtıyor. Usta yönetmen, bu kapsamlı sohbette televizyona sanatsal yaklaşımını, Şanghay’la şahsi bağını ve bu dizinin geniş külliyatındaki yerini anlatıyor.
Blossoms Shanghai (Wong Kar Wai, 2023)
MUBI: Şanghay sizin memleketiniz. Şehir anılarınızda nasıl yer alıyor? Bir süre uzak kaldıktan sonra memleketinize dönmek nasıl bir deneyimdi?

WONG KAR WAI: Şanghay her zaman bir yankılar şehriydi benim için. Annemle babamın anıları ile çocukluğumun kısa izlenimleri iç içe geçmişti. Şanghay’dan 1963 yılında henüz çocukken ayrıldım ama şehir beni hiç terk etmedi. İlk kez geri geldiğim 1976 yılında şehir bana yabancı geldi. Yıllar içinde kendi Şanghay’ımın izlerinin peşinde pek çok kez geri geldim. Bu diziyi çekmek de bu arayışın bir parçası. 

MUBI: Hikaye anlatma açısından daha çok alan sağlayan diziler ile uzun metraj filmlerin nasıl bir farkı var?

WONG: Romanın bölümler halinde ilerleyen kapsamlı yapısının soluklanma anlarına ihtiyacı vardı. 30 bölüm sayesinde hikayenin özünü koruyarak bir çağın ufak anların birikiminden meydana gelişini yansıtmayı başardık. Bu format uzun metrajlı bir filme kıyasla daha geniş hikaye anlatma imkanları sundu. Dizi formatını bilerek seçtik. Bazı hikayelerin etkisinin tam olarak hissedilmesi için soluklanma anlarına ihtiyacı vardır; ilişkilerin yavaş yavaş gelişmesi, dönüşüm aşamasındaki bir şehrin ufak tefek değişimlerden geçmesi gibi mesela. Sinema ile televizyonun dilleri farklı, biz de bu hikayenin gerektirdiği dili seçtik.

MUBI: Jin Yucheng’in romanı 1960’larda başlayıp 2000’de bitiyor. Siz neden 1980’ler ve 90’lara odaklanmayı seçtiniz? 

WONG: Roman epey Proust’vari, modern Şanghay’ın dönüşümünü baştan sona, kapsamlı bir şekilde ele alıyor. Hikayeyi daha iyi anlatabilmek için 1980’lerin sonu ile tüm coşkusu ve hengamesiyle 1990’lara odaklanmak istedik. Artık 1960’ların körpe masumiyetini geride bırakmış karakterlerimizin tarihin seline kapıldığı dönem bu; devlet güdümlü ekonomiden piyasa ekonomisine geçişin zorlukları burada yaşanıyor. Yüzleri, kendilerini baştan yaratışları ve hatta ruhları tam da bu ateşte dövülüyor.

MUBI: 1980’lerde ve 1990’larda çektiğiniz filmler, bir değişim çağını yaşanırken gözlemliyordu. Blossoms Shanghai ile bitmiş bir çağa göz atıp onu yeniden inşa etmek nasıl bir şeydi?

WONG: Amacım hiçbir zaman göz atmaktan ibaret değildi, Şanghay’ın hararetle kendini yeniden tanımladığı o dönemin canlılığını ekrana taşımak istedim. 1990’lar hem bir kopuş hem de devamlılık devriydi. Ayrıca bu sadece Şanghay’ın hikayesi de değil. Ben Hong Kong ve Şanghay’ı hep birbirini aynalayan ikiz şehirler olarak gördüm.

Vahşi Günler [1990] gibi filmlerde Hong Kong’u Şanghay’dan izler bulmak için aldım filme. Burada da Şanghay’ı filme alırken 1990’lar Hong Kong’unun izlerini buldum tabii ki. Bir şehrin yükselişi, diğerinin açlığını körükledi. Bu anlamda Blossoms iki şehrin ortak hikayesi.
Blossoms Shanghai (Wong Kar Wai, 2023)
MUBI: Başrol oyuncularınızın çoğu —Hu Ge, Ma Yili, Tiffany Tang— Şanghaylı. Yerli oyuncularla çalışıp bu lehçeyi kullanmaya nasıl yaklaştınız? 

WONG: Bu tek bir adamın hikayesi değil, bir neslin serüveni. Jin Yucheng bu dünyayı sadece olay örgüsüyle değil, Şanghay’daki hayatın kendine has ritmini kullanarak yeniden yarattı ki lehçesi de kentin ekosistemi gibi. Bu şehri içlerinde taşıyan oyuncularla çalışmak o yüzden olmazsa olmazdı. Replik ezberlemekten ibaret değildi yaptıkları, anne babalarının neslinin fısıltılarına da hayat verdiler. O şahsi, derinlere işlemiş kültürel DNA, her sahneye elle tutulur bir sahicilik katarak rol yapmaktan öte karakterlerini yaşamalarını sağladı.

MUBI: Step-printing tekniği, görsel üslubunuzun alametifarikası. Bu teknik Blossoms Shanghai’da nasıl bir evrimden geçti? Bu türden unsurları nasıl taze tutuyorsunuz?

WONG: 1980’lerde Shenzhen’de meşhur bir pano vardı: “Vakit Nakittir, Verimlilik Hayattır.” Bu slogan, tüm ülkenin hız ve ivme peşinde olduğu bir dönemin ruhunu yakalıyor. Şanghay da istisna değildi, o da baş döndürücü bir hızla dönüşüyordu. Herkes dörtnala koşar gibi 48 saati bir güne sığdırmaya çalışıyordu. Teknik olarak step-printing zamanı yoğunlaştırıyor, kısacık bir âna daha çok görsel veri sığdırıyor. Dolayısıyla 1990’lar Şanghay’ını resmetmek için bunu kullanmak, bir stil tercihinden fazlasıydı, o dönemin hızının görsel bir metaforu haline geldi.

MUBI: Kurgu sürecinizin uzun olduğu biliniyor. Blossoms Shanghai nispeten hızlı tamamlandı. Materyalin çokluğu, post prodüksiyon aşamasında kararları daha hızlı vermenize mi yol açtı? 

WONG: Yepyeni bir deneyimdi bu. Blossoms’ı klasik bir televizyon dizisi gibi yapmadık. Her sahneye uzun metrajlı film yapıyor gibi titizlendik. Bu açıdan bakınca dizinin tamamı on beş filme eşdeğer. Prodüksiyonda baskı muazzamdı. Kurgucularımız en başından beri işe dahildi; televizyonun ilk dönemlerini andıran bir iş akışı. Amansız, aralıksız bir süreçti.

Araştırma sürecine 2017’de başladık. Çekimler 2019’da başladı ama COVID-19 ve Şanghay’daki karantina sebebiyle durdu. Herkesin sağ salim evine dönmesi için ekibi iki kere dağıttık. Ne ironiktir ki mecburen verdiğimiz o ara, uzun uzun düşünmeye odaklandığımız bir kurgu dönemine dönüşerek anlatıyı rafine etmemize imkan sağladı. 2023 sonbaharında ana çekimler tamamlandığında 30 bölümün de ince kurgusu tamamlanmıştı. 2015’te romanın telif haklarını almamızdan dizinin 2023’teki prömiyerine kadar tüm süreç neredeyse on yıl sürdü; hiçbir filmim bu kadar uzun sürmemişti. Tek tesellim, ortaya çıkan işin de tüm filmlerimin toplamından daha uzun olması. Jin Yucheng’in 2015’teki ilk toplantımızda kibarca “İşinizi aceleye getirmeyişinizle meşhursunuz. On yılın yeterli olacağına emin misiniz?” diye soruşunu hâlâ hatırlıyorum. “Denerim,” dedim ben de. Bugün, pandemi yüzünden kaybedilen üç yılı bile dahil etsek, bu sözümüzü tuttuk. Her söz zamana emanet edilir.
Blossoms Shanghai (Wong Kar Wai, 2023)
MUBI: Blossoms Shanghai’da Huanghe Caddesi’nin ihtişamı ve Barış Otel’in yanı sıra Yangpu bölgesindeki rıhtımlar gibi pek çok yeri görüyoruz. Dizide öne çıkaracağınız yerleri nasıl seçtiniz?

WONG: Hikayemizin coğrafyasının, temasını aksettirmesi gerekiyordu. Amacımız kartpostal manzaralarını göstermek değil, anı ve anlam yüklü yerleri bulmaktı.

Yangpu’daki rıhtımlar, Şanghay’ın belkemiği olan sanayinin keskin ve dürüst ağırlığını temsil ediyor; beton, çelik ve emekle örülmüş bir dünya. Bayan Wang’in dişiyle tırnağıyla kendini yaratmasının görsel muadili olarak buranın yalın ve süssüz manzarasını kullandık. Kendisinin yolculuğu bu azim diyarında başlıyor. Buna karşılık Suzhou Deresi sahneleriyse alacalı mavi-grilerle bezeli. Bu da şehrin gizli atardamarlarında akan sessiz ama güçlü hayatı temsil ediyor.

1990’ların taşkın enerjisini yakalamak için küt küt atan kalbine, merkez üssüne ihtiyacımız vardı: Neon ışıkların altında ziyafet çeken yeni zenginlerin mekanı Huanghe Caddesi. 732 metrelik bu caddenin her metresini 1:1 ölçeğinde baştan inşa ettik. Peter Pau ile 1990’lar Hong Kong’unun gece ışıklandırmalarını inceleyip cıva buharlı lambalarla bunu ekrana taşıdık. Böylece yağmurda ıslanmış asfaltın üzerine yansıyan renkler, sokakları yakuttan nehirlere dönüştürdü. Çifte kent enerjisine renklerle yazdığımız bir övgü oldu bu da.

Neticede mekan değil, duygusal koordinatlar seçtik. Yangpu’nun mağrur rıhtımlarından Huanghe Caddesi’nin çılgın parıltısına, her mekan köklü bir dönüşümden geçen bir şehrin ve halkının portresinde bilinçli bir fırça darbesi gibiydi.

MUBI: Diğer filmlerinize kıyasla Blossoms Shanghai‘da yemeğin işlevi nedir? Burada yemek masasına oturmak hem iş hem aşk anlamına gelebiliyor.

WONG: Şanghay her zaman Çin’in moda başkenti addedildi ve buradaki moda tanımı da giyim kuşamı aşarak sürekli evrim geçiren mutfağa da uzanıyor. Bir asır önce Uzak Doğu’nun birincil uluslararası şehri olan Şanghay, savaş döneminde zenginlerin sığınağı oldu. Böylece şehrin yemeklerinin DNA’sını teşkil eden yerli ve yabancı mutfakların eridiği pota haline geldi.

Reform ve Açılma dönemlerine gelindiğinde özel restoranların yükselişi şehrin yeme içme kültürüne yeni bir soluk getirdi. Devlete ait muadillerinin aksine bu yeni girişimler piyasa ekonomisini kucakladı. Zengin olma hayaliyle Şanghay’a gelenleri çekebilmek için Hong Kong lezzetleri, Fransız konyağı, özel şarap gibi yenilikler sundular ki bunlar da statü ve alım gücünün sembolü haline geldi. Gastronom Brillat-Savarin’in “Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim” lafı, 1990’lar için bilhassa geçerli. Bizim dizimizde de yemekler karakteri ortaya koyuyor. Yeni beyaz yakalı sınıfını temsil eden Bayan Wang, Ah Bao’yla baş başa basit ve yerel Şanghay yemekleri yiyor. Japonya’dan dönen Ling Zi restoranında Japon dokunuşlu yerel Şanghay yemekleri servis ederek turistlere hitap ediyor. Güneydeki Shenzhen’den gelen Li Li, Hong Kong ve Makao yemeklerini tercih ediyor. Borsaya komşu olan Huanghe Caddesi’nin olayı sadece yeme içme değil, kadeh tokuşturarak yapılan büyük iş anlaşmalarıydı aynı zamanda. İnsanlar kimliklerini, hırslarını ve ittifaklarını yedikleriyle ve sofrayı paylaştıkları insanlarla ifade ediyor.
Blossoms Shanghai (Wong Kar Wai, 2023)
MUBI: Dizide Şanghay mutfağı bilhassa ön planda. Sizin için manevi değeri olan bir yemek var mı? 

WONG: Bao’nun lapası: et suyuyla pişirilmiş pirinç. Dünyanın en basit yemeği, Şanghay’daki hayatın en otantik biçimi. Sınıfları aşan bir yemek. Akşam yemeğinden artanları dumanı tüten bir kase lapayla gece vakti atıştırmak veya kahvaltıda yemek. Tutumluluğu ve pratikliği yansıtıyor ve en önemlisi de yuva hissini yaşatıyor.

MUBI: Kostümler her zaman filmlerinizin önemli ve övgü toplayan bir parçası oldu. Dizideki çeşitli karakterler içsel dönüşümlerden geçiyor, bu da kıyafetlerine yansıyor. Kostüm kısmına ne kadar dahilsiniz?

WONG: Reform ve Açılma dönemlerinin getirdiği toplumsal değişimler Şanghay’ın sadece damak tadını geliştirmedi, ayrıca gardroplara renk getirerek mavilerin yanına canlı tonlar da ekledi. Yabancı filmlerin, dergilerin ve turistlerin gelişi, şehre içkin moda anlayışını yeniden alevlendirdi. İthal markalar ve yerli muadilleri en çok satan ürünler haline geldi. Kişisel zevk ve sosyal statü, böyle yansıtılır oldu.

Bu dönemi layıkıyla yansıtabilmek için kostüm departmanıyla birlikte o dönemde sayısız fotoğrafı inceledik. Her karakterin kimliği için vintage parçaları kopyaladık ya da bir yerlerden bulduk. Neticede 20 binden fazla kıyafetin yer aldığı eksiksiz bir 1990’lar koleksiyonumuz oldu.

MUBI: Kostüm açısından üç ana kadın karakter arasında çarpıcı farklar var. Bayan Wang tam olarak 1990’lar modasına uyarken, Li Li’nin gösterişli bir retro tarzı, Ling Zi’ninse Japon esintili kıyafetleri var. Bu tezat neden?

WONG: Ling Zi, Bayan Wang ve Li Li, Bao’nun dünyasının üç sütunu gibi ve tarzları da özlerinin uzantısı. 

Ling Zi, Şanghaylı azmini vücuda getiriyor, ipeğe sarılı çelik gibi dirençli. 1980’lerde Ginza’nın büyüme döneminde Japonya’da çalışmış, geçmişini üstünde taşımasını istedik. O dönemin Japon moda dergilerini inceledik, vintage Issey Miyake, Comme des Garçons marka kıyafetler ve Japon kadınların favorisi olan Cartier saatler bulduk. Ayrıca Ling Zi’nin gardrobunu zenginleştirmek için markanın arşivinden unutulmaz parçalar seçen Miuccia Prada’ya da minnettarız.

Bayan Wang’in duyguları dibine kadar yaşayan yoğun bir enerjisi var. Kişisel yolculuğu keskin ve döneme uygun 90’lar gardrobuna da yansıyor. Yeni yükselen beyaz yakalı sınıfını temsil ediyor. Köklü bir ailesi olmasa da dış ticaret dünyasındaki rolü, profesyonel ve sofistike iş kıyafetleri giymesini gerektiriyor. Devlet kurumlarında çalışan kadınlar genellikle pantolon giyerken, Japon televizyon dizilerinin etkisiyle dış ticaret alanında çalışan kadınlar etek tercih etmeye başlıyor. Bayan Wang’in tarzı da etek ile pantolon arasında gidip geliyor.

Reform döneminin bakış açısından Li Li bir muamma. Gösterişli retro tarzı, hesaplı bir vitrin gibi. Olgun ve lüksü seven femme fatale imajının baskın olduğu Hong Kong estetiğine yakın. Leopar kürkleri, yılan desenli takımları gibi hayvan desenli parçalar, tehlikeli cazibesini artırıyor. Pahalı mücevherler, büyük şapkalar ve vücudunu vurgulayan Thierry Mugler, Romeo Gigli ve Dolce & Gabbana kıyafetlerle tüm dikkatleri üzerine çekiyor.

Bu üç karakter kendilerine has görsel dilleriyle Blossoms Shanghai’ın takımyıldızlarının haritasını çıkarıyor.
Blossoms Shanghai (Wong Kar Wai, 2023)
MUBI: Dizide birçok acımasız ticari hamle var ama ayrıca çeşitli karakter arasında akıl hocalığı ve işbirliği de var. Sizi kıyasıya bir rekabetle yoldaşlığı yan yana düşünmeye iten neydi?

WONG: Şanghay gibi bir şehir bir günde kurulmuyor. Dünyanın öte ucundaki New York gibi, yeni bir hayat vaadinin ve büyük fırsatlar yakalama umudunun cazibesine kapılarak buralara gelen sayısız insanın bataklıkları metropole dönüştürmesiyle şekillenmiş bir yer. Bunun için bireysel çaba, şans veya kurnazlıktan daha fazlası gerekiyor, aktarım gerekiyor. Ye amca Ah Bao’da kendi gençliğini görüyor ya, her devrin bir Ah Bao’sı var zaten. Blossoms, Şanghay’ın asırlık hikayesinin sadece bir bölümü. Hızla değişen bir dünyada yerlerini bulmaya, kendilerine bir isim yapmaya çalışan; aşkı, dostluğu ve ihaneti yaşayan bireylerin hikayesi söz konusu. Hırs, evrensel bir dil ama bu “sıradan” insanların tutkusu, ilkeleri ve beklenmedik ittifaklarıyla ortaya olağanüstü bir şey çıkıyor.

Akıl hocalığı, bir sofrada inşa edilen güven: Şehrin kumaşı, bu görünmez ipliklerle dokunuyor işte.

MUBI: 2046 [2004] ve Büyük Usta’dan [2013] müzikler Blossoms Shanghai’da karşımıza çıkıyor. Eski işlerinizden müzikleri eklemeye sizi iten şey neydi?

WONG: Tekrar, hafızanın mekanizmasıdır. Başka bir yer ve zamanda duyulan bir şarkı yepyeni bir anlam kazanır. Sırf nostalji değil, insanın zihnine musallat olur. Vahşi Günler, Aşk Zamanı [2000] ve 2046, bazı karakterlerin ruhuyla birbirine bağlanan filmler; 1960’lar Hong Kong’unda geçen, zaman ve özleme dair hikayeler. Blossoms Shanghai, aynı gökyüzünde başka bir takımyıldız gibi. Dönüm noktasındaki bir şehri keşfedişi bakımından aynı DNA’yı taşıyor, sadece konusu bu sefer 1990’larda Şanghay. Tanıdık müzikal motifler, farklı dünyalarda aynı ruhu devam ettirmek için bilerek katılmış öğeler. Zamana, hafızaya ve geri dönüşü olmayan kayıplara duyulan o ortak ilginin yankısı. Benim ilgimi çeken dönemler ve duygular arasında bir etkileşim doğuyor böylece.
Blossoms Shanghai (Wong Kar Wai, 2023)
MUBI: Blossoms Shanghai’da ayrıca epey Mandopop ve Cantopop şarkısı var. 1980’ler ve 1990’lar Şanghay’ı portrenizde pop müzik ne kadar önemli?

WONG: Sık sık dönem müziklerini kullanmamın sebebi, her kareyi belli bir duygunun tonuna boyayan bir renk, bir fitre işlevi görmesi. Mandopop ve Cantopop’un ortak bir nabzı vardı, o neslin ortak gündüz düşüydü. Gönülde saklı hayallerin, gizli aşkların ve göz önünde yaşanan kalp kırıklıklarının müzikleriydi. Mandopop ve Cantopop fon müziği değil, bir dönemi tüm pervasız umutları, çılgın temposu ve buruk duygularıyla yeniden inşa eden işitsel anılar. Bu şarkıları duymak, zamanda yolculuk gibi. Geçmişi her açıdan hissedilir kılarak resmi tamamlıyorlar.

MUBI: Dizide pop yıldızı Fei Xiang’e referans da çok güzeldi. Nereden çıktı bu fikir?

WONG: Fei Xiang, namıdiğer Kris Phillips, 1987’de ülke çapında bir ikon haline gelen Tayvanlı-Amerikalı bir şarkıcı. Yılbaşı kutlamalarındaki “Winter Fire” performansı —Nolan Sisters’ın “Sexy Music” şarkısının yorumu— ülkeye kültürel bir yıldırım gibi düştü. Nispeten muhafazakar bir toplumsal iklimde kışkırtıcı ve dinamik sahne performansı normlara meydan okuyarak bir ulusu, özellikle de gençleri kendine hayran bıraktı. O dönemki yeniliklere ve yabancı şeylere açılma trendinin sembolü oldu. Gençlik performanslarının ihtişamını birebir yaratamasak da dizide adından ve efsanesinden bahsedilmesi elzem geldi. Bir atıftan öte tarihi bir dipnot, karakterlerimizin yaşadığı dönemin ruhunu yansıtan o kültürel uyanış anına bir selam.

MUBI: Dizideki karakterler sık sık zamanlamadan bahsediyor. Aşık olmak veya bir anlaşmayı bağlamak için doğru zamandan. Bu anlamda Blossoms Shanghai’ı sinema yolculuğunuzda zamansal olarak nasıl bir yerde görüyorsunuz?

WONG: Hayatta yaşadığım her şey beni bu noktaya vardırdı. Şanghay’dan çocukken ayrıldım ama şehir beni hiç terk etmedi. Filmlerim her zaman birer muhafaza etme ve kazma eylemiydi. Gençliğimin Hong Kong’unu yeniden yarattım, şimdi de nihayet en eski anılarımdaki Şanghay’ı yeniden inşa ettim. İnsanın memleketinin kokusunu kazıp çıkarması için sabra ve bir ömürden damıtılmış bir bakış açısına ihtiyacı var. Blossoms Shanghai, kökenlerimle yapmayı uzun süre sabırla beklediğim o sohbet işte.

MUBI: Son olarak, sıradaki projeniz ne?

WONG: Roman bana şu gerçeği öğretti: Söylenmeyenlerin yankısı daha büyük olur.

Çeviri: Cansen Mavituna

Paylaş